Şifanın Algoritması

Şifa özünde modern karşılığı olmayan kelimedir. Şifa ile ilgili bir yazı yazmanın önemli bir zorluğu vardır. Şifa; zihin boyutunda ifade edilemeyen bir şeye işaret eder. Bu yazı basitçe benim kendime yolculuğumun dışavurumudur.

Amaç size şifayı öğretmek veya onun hakkında bilgi vermekten çok size gerçek doğanızı doğrudan keşfetmeniz için ilham vermektir.

Şifa günümüzde her zamankinden daha anlamlı. Tarihte yalnızca Şifanın ne olduğunu değil, neyi unuttuğumuzu da unuttuğumuz bir durumdayız.

Bu unutma, benlik illüzyonudur. Biz insanlar, çoğumuz günlük hayatlarımıza odaklanmış bir durumda yaşarız, kim olduğumuzu, neden burada olduğumuzu veya nereye gittiğimizi çok az düşünürüz ya da hiç düşünmeyiz.

Çoğumuz gerçek benliğimizin, bilincimizin, isim, form ve düşüncenin ötesinde olanın hiç farkına varmadık. Sonuç olarak da bu sınırlı bedenler veya isimler olduğumuza inanıyoruz.

Farkında olarak veya olmayarak, kendimizi özdeşleştirdiğimiz bu sınırlı benlik yapısının öleceği ve yok olacağı korkusuyla yaşıyoruz.

​Günümüz dünyasında yoga, dua, meditasyon gibi dinsel veya spiritüel pratikler izleyen insanların çoğu koşullu ve ezberlenmiş teknikler uygulamaktadır.

Bu da onların sadece ego (Sınırlı Benlik) yapısının bir parçası olması anlamına gelir. Sorun, arayış ve eylem değil, cevabı dışsal bir formda sınırlı algınızla bulduğunuzu düşünmektir.

Şifacılık, Zihnin daha ileri bir düzeyde kışkırtmasıdır. İnsani olmaktan çok insan yapımıdır.

Ego yapısı, daha fazla para, güç, sevgi ve her şeyin daha fazlasını ister. Sözde şifa yolunu izleyenler daha üstün, daha usta, daha sakin, daha barışçıl, daha aydınlanmış olmak isterler.

​Bu yazıyı okumanızın bir tehlikesi de zihninizin şifaya sahip olmak isteyecek olmasıdır.

Daha da tehlikelisi, zihniniz şifaya zaten ulaştığını düşünebilir. Ne zaman bir hedefe ulaşma arzusu söz konusu ise, egonuzun iş başın da olduğundan emin olabilirsiniz. Şifa, bir şeye ulaşma veya kendinize bir şey katmakla ya da gelişmekle ilgili değildir.

Şifa’yı idrak etmek, ölmeden önce ölmeyi deneyimlemektir. Yaşam ve ölüm ayrılmaz bir döngü ve dönüşümdür.

Başlangıcı ve sonu olmadan sonsuza yayılır. Ölüme sırtınızı döndüğünüz zaman yaşamı da reddetmiş olursunuz. Kim olduğunuzu ya da kim olmadığınızı deneyimlediğiniz zaman, yaşam veya ölüm korkusundan özgürleşebilirsiniz.

​Kim olduğumuz, bize toplumumuz ve kültürümüz tarafından yani dışardan gelen bir bilgi olarak verildi ve aynı zamanda seçimlerimizi yöneten daha derin bilinçaltı kalıplarının ve duygularının köleleriyiz.

Ego yapısı, tekrarlama güdüsü ve dürtüsünden başka bir şey değildir.

EGO, canlılar için olumlu da olsa olumsuz da olsa, enerjinin basitçe bir kez izlediği yolu tekrar izleme eğilimidir. Hafızanın veya zihnin sonsuz katları vardır, sarmallar içinde sarmallar.

Bilinciniz bu zihin veya ego yapısı ile tanımlandığı zaman sizi matriks olarak isimlendirebileceğiniz sosyal koşullanmaya bağlar. Egonun farkında olabileceğimiz yönleri vardır, ancak bizi asıl yöneten, ilkel varoluşsal korkulardır.

Tüm bunların oluşturduğu morfik alanlar, yaşamımızı kısır bir duygusal döngü içinde tekrar ettirerek kendini yeniler.

Hazza tutunan ve acıdan kaçan sonsuz kalıplar duygusal sorunlara dönüşür… İşimiz, ilişkilerimiz, inançlarımız, düşüncelerimiz ve yaşam biçimimiz.

​Çoğu insan matriksi hayatlarıyla besleyerek esaret altında yaşar ve ölür. Hapishanelere kapatılmış hayatlar yaşarız. Hayatlarımız çoğu zaman acı ve ıstırap ile doludur ve aslında özgür olduğumuz hiç aklımıza gelmez.

Geçmişten miras kalan hayatı bırakmak, orijinal hayatı yaşamak mümkündür. Hepimiz bu dünyaya biyolojik yapılarla fakat öz farkındalığımız olmadan geldik.

Küçük bir çocuğun gözlerine baktığınızda çoğunlukla benliğin izi yoktur, sadece parıldayan bir boşluk vardır. İnsanın zamanla dönüştüğü kişi, bilincinin üzerine giydirilmiş bir maskedir. ​

Uyanmış bir kişide bilinç, kişilik ve maske kalıplarından özgürleşmiştir. Kendiniz olduğunuzda kişiliğinizle tanımlanmazsınız.

Taktığınız maskeler olmadığınızı bilirsiniz. Ama rolü devam ettirmekten geri kalmazsınız. Karakterimizle özdeşleştiğimizde bu illüzyondur, benlik illüzyonu. Şifa hayat oyununda kişilik rüyasından uyanmaktır.

Zihnimizin koşullu dünyası tek bildiğimiz dünya. Fakat zihnin ötesinde başka bir dünya var.

Dualitik algının ötesinde. Kim olduğunuz gerçeğini bulabilmek için hapishaneyi ve tüm bildiklerinizi arkanızda bırakmak ister misiniz?

​Şifayı deneyimlemek için dikkati düşüncelerden ve kavramlardan, nesnelerden uzaklaştırıp kendi oluş halimize yöneltmek gerekir.

Bir kişi hep deniz seviyesinde yaşamışsa, yükseklere yavaş yavaş alışarak çıkması gerekir. Her yeniye uyum sağlamakta olduğu gibi yeniyi keşfetmek ve eskiden sıyrılmak için samimiyet gerektirir.

Zihin bilinç için bir hapishaneye benzetilebilir. Hapishanede değilsiniz, hapishanenin kendisisiniz. Hapishane bir illüzyondur.

Hayali bir benlikle kendinizi tanımlandıysanız uykudasınız demektir.

Hapishanenin farkına varınca, eğer illüzyondan kurtulmak için savaşırsanız, o zaman illüzyona gerçeklik verirsiniz ve uykuda kalmaya devam edersiniz, ancak bu sefer rüya kabusa dönüşür.

Sonsuza dek gölgelerle savaşır veya onlardan kaçarsınız.

​Şifa ayrı benlik veya Kişisel yapı rüyasından uyanmaktır. Şifa, ben dediğim hapishane ile kendimi tanımlamaktan uyanmaktır.

Asla gerçekten özgür olamazsınız çünkü nereye giderseniz gidin hapishane sizsiniz.

Uyanış ve Şifa zihinden veya hapishaneden kurtulmakla ilgili değildir, tam tersine onunla özdeşleşmezseniz hayat oyununu daha keyifle deneyimlersiniz, arzu veya korku olmadan oyunun tadına olduğu gibi varırsınız. ​

İnsan bilinci bir sürekliliktir. Bir kutupta, insanlar koşullu benlikleriyle tanımlanırlar. Diğer uçta ise Şifa vardır, benliğin sona ermesi. Süreklilikte şifaya doğru her adım, ızdırabı azaltır.

Daha az acı hayatın acısız olacağı anlamına gelmez. Şifa acı ve haz dualitesinin ötesindedir.

Anlamı daha az zihin olması, olacak olan ne olursa olsun direnç yaratan daha az benlik olması ve kederi yaratanın direnç olmasıdır.

​Şifanın bir kez bile farkına varmak, sürekliliğin diğer ucunda ne olduğunu fark etmemizi sağlar. Maddesel dünya ve kişisel çıkardan başka bir şey olduğunu görmek.

Şifa’da koşullu benlik yapısı sona erdiği zaman egosal düşünce, benlik, dualite ortadan kalkar ancak ben veya benliksizlik, varlık bilinci hala vardır.

Bu boşlukta yeniden doğuş vardır. Öz benliğin, dualite veya tüm sürekliliğin çok ötesinde olduğunun farkındalığı ve olma hali.

Öz Bilinç zamansız, değişmezdir, hep şu an ve şimdidir. Şifa, başlangıçtan beri var olan Bilinçle, makro ve mikro benliğinizin birleşmesidir.

Kendinizi benlikle tanımlamayı bırakınca, kim olmadığının ve kim olduğunuzun farkındalığına erişirsiniz. Kendinin, olma halinin farkına varmak kişinin yolculuğunun sadece başlangıcıdır.

Çoğu insanın, Şifayı yaşamın diğer yanları ve boyutları ile bütünleştirmeden önce, onu teknikler uygulayarak sayısız kez deneyimleyip kaybetmesi gerekecektir.

​Uygulamalar sırasında varlığınızın doğasına dair derin kavrayışlar veya benlik sorgulamaları tecrübe edip, sonra kim olduğunuz gerçeğini unutarak kendinizi tekrar eski kalıplar ve düşünceler içinde bulmanız sıra dışı bir olay değildir.

Şifa’da siyah ve beyaz, karanlık ve aydınlık aynıdır. Siyah ve beyaz, aydınlık ve karanlık “TEK BİLİNÇ” tir.

Bu zihninize saçma gelir, çünkü zihin dualite ile var olur.

İnsanlar dünyanın durumu veya kendi mutsuzlukları için hep kendileri dışında bir şeyleri suçlamak isterler.

Bu başka bir kişi, belirli bir grup veya ülke, din veya bir çeşit yönetici, illuminati veya matriksdeki gibi hissedebilen makineler olabilir.

Şifa gerçekleştiğinde ve siz uyandığınızda, farkına vardığınızda, bir yöneticinin, bir makinenin, günden güne hayatınıza etki eden suçladığınız her şeyin varlığı belirmeye başlar.

Bu sizsiniz. Benlik yapınız birçok küçük, kodlardan ve alt programlardan veya küçük efendilerden oluşur.

Bir küçük efendiler yemek ister, diğeri para, makam, mevki, güç, seks ve hakimiyet. Bir diğeri başkalarının ilgisini ister.

​İstekler gerçekten sonsuzdur ve asla tatmin edilemezler. Hapishanelerimizi dekore etmek için çok fazla zaman ve enerji harcarız, maskelerimizi süsleme derdine düşeriz, küçük efendileri besler ve onları daha güçlü hale getiririz.

​Uyuşturucu bağımlıları gibi, küçük efendileri tatmin etmeye çalıştıkça sonuçta daha fazlasını isteriz. Özgürlüğün yolu kişisel gelişim veya benliğin amaçlarını tatmin etmek değil, kişiliğin gündeminden tamamen vazgeçmektir.

Bazı insanlar uyanışın, kişiliklerini ve hayatın zevkini kaybetmeleri anlamına geldiğini düşünerek bundan korkarlar. Aslında doğru olan tam tersidir, Bilincin kendini ifadesi ancak koşullanmış benlik aşıldığında ortaya çıkan bir durumdur.

Matriksin içinde uykuda olduğumuz için çoğumuz öz bilincimizin anlatmak istediğinin farkına varamayız.

Şifaya giden yol hem kendini sanal benliğimizi gözlemlemeyi hem de değişmeyen gerçek doğamızın farkına varılmasını kapsar.

Eğer zihin, şifanın ne olması gerektiğine dair bir fikre uydurmak için teşhislerle ve tekniklerle dünyayı değiştirmeye çalışırsa, bu, aynadaki görüntüyü değiştirmek için yansımayı değiştirmeye çabalamaya benzer.

Aynadaki görüntüyü gülümsetmek için yansımaya müdahale edemezsiniz, yansımanın gerçek kaynağı olan kendinizin farkına varmanız gerekir. Kendinizin farkına vardığınız zaman, bu dışarıdaki herhangi bir şeyin değişmesi gerektiği anlamına gelmez.

Ancak maskenizi gözlemleyebildiğiniz ve ondan özgürleştiğiniz zaman kim olduğunuzun ve olmadığınızın farkına varabilirsiniz.

Biz insanlar hiç gelmeyen bir geleceğe hazırlanmak için sürekli çabalıyoruz ve sonra ölüyoruz. Dışarıdaki mücadelede asla başarılı olamayacağız, çünkü o sadece iç dünyamızın bir yansıması.
Şifa neyi değiştirebilir? Şifayı kendimizde neye bakarak anlayacağız? Olana karşı içsel direncimizin olup olmadığına.

Mücadele bırakıldı, dahası mücadele eden kişinin hayal ürünü olduğu fark edildi. Bireysel irade veya akıl, kozmik irade veya akılla uyumlandı. Şifa, istisnasız tüm değişen durumlara karşı bütün içsel direncin terk edilmesidir.

Koşullardan bağımsız iç huzuru idrak eden kişi gerçek Şifa’ya ulaşmıştır. Direnci bırakmanızın sebebi herhangi bir şeye karşı umursamazlık değil, içsel özgürlüğünüzün dışsal olandan bağımsız olmasıdır.

​Gerçekliği olduğu gibi gördüğümüzde, bunun dünyada bir şeyler yapmaktan vazgeçtiğimiz anlamına gelmediğini anlamamız gerekir.

Durum bunun tam tersidir; bilinç dışı koşullanmalar ve kalıplar tarafından manipule edilmeden özgürce hareket edebildiğimizde, öz enerjimizin tüm gücünü toplayarak varoluş ile uyumlu şekilde davranmak mümkün olur.

​Birçok kişi şifa verebilmek için, algıladığımız sorunlara ve hastalıklara karşı teknik ve yöntemler geliştirerek mücadele etmek gerektiğini savunacaktır.

Şifa için teşhis ve yöntem geliştirmek, sessizlik için bağırmaya benzer; sadece istenmeyen şeyin daha fazlasını yaratır. Bugünlerde her şeye karşı teknik var;

Her teknik aslında kendimizle savaştır. Savaş kolektif bir zihinsel yanılgının bir parçasıdır. Şifa istediğimizi söyleriz, ama varoluşla mücadele etmeye devam ederiz.

​Şifadan yanayız diyerek kendimize yalan söyleriz, ama kalıplar ve ezberlenmiş eylemlerle yaşama devam ederiz.

Daha iyi bir yaşamı istediğimiz konusunda kendimizi aldatırız. Kendimizle yüzleşmekten kaçan gizli yanlarımızı görmek istemeyiz.

Dönüşümün ilk gerçekleşmesi gereken kendimiziz. Ancak o zaman varoluşla uyumlanma tamamlanacaktır. O zamana kadar yaptığımız her şey, halihazırda zihin tarafından yaratılmış olan sanal hapishanenin temellerini güçlendirecektir.

İnsanlar, karanlık olmadan ışık, boşluk olmadan doluluk, üzüntü olmadan mutluluk istiyor. Zihin ne kadar işe karıştırılırsa iç dünyamız o kadar parçalanmış hale geliyor.

Egosal zihinden gelen her çözüm, bir sorunun var olduğu düşüncesine dayalı ve her çözüm, çözmeye çalıştığı şeyden daha büyük bir sorun haline geliyor.

İnsan zihni yeni antibiyotikler yaratırken doğa daha kurnaz hale ve bakteriler daha güçlü hale geliyor.

Nerede yanlış yapıyoruz?

Büyük bir gücümüz var, ama onu kullanacak bilgelikten yoksunuz. Sorun, kullandığımız zihni anlamıyor olmamız. İnsan zihninin, doğru kullanımını ve amacını bilmiyoruz.

Şifa gerçekleştiğinde koşullardan ve kalıplardan bağımsız hale geliriz, yaratabiliriz, çünkü artık belirli bir bakış açısına bağlanmış benlik yoktur.

Einstein şöyle der, “İnsanın gerçek değeri, öncelikli olarak kendisini benlikten ne ölçüde kurtarabildiği ile ölçülür.”

Zihnin varlığı kötü değildir, zihin kalbin hizmetindeyken harika bir araçtır.

Çoğu insan şifacı, bilinçli ve uyanık olduğunu düşünür. Zaten uyanmış olduğunuza inanıyorsanız, sahip olduğunuza inandığınız şeye ulaşmak için neden keşfetmek isteyesiniz ki?

Uyanışın mümkün olabilmesi için uykuda olduğunuzu ve matriksin içinde yaşadığınızı fark etmeniz gerekir.

Hayatınızı dürüstçe, kendinize yalan söylemeden gözden geçirin.

Tekrarlayan robotik yaşam kalıplarınızı istediğinizde durdurabiliyor musunuz? Haz aramaya ve acıdan kaçınmaya son verebiliyor musunuz, bir takım aktivitelere, eğlencelere bağımlı mısınız?

Kendinizi ve başkalarını sürekli yargılıyor, suçluyor ve eleştiriyor musunuz? Zihniniz sürekli uyarıcılar arıyor mu, yoksa sadece sessizlikte tatmin bulabiliyor musunuz? İnsanların hakkınızda ne düşündüklerine tepki veriyor musunuz?

Makinaya benzer doğanızı gözlemlemeye başladığınızda daha uyanık hale gelirsiniz. Sorunun derinliğini fark etmeye başlarsınız.

Tamamıyla düpedüz uykudasınız, bir rüya içinde kayıpsınız. Bu gerçeği duyan çoğu kişi hayatlarını değiştirme isteği veya yeteneğinden yoksun olacak, çünkü tanıdık kalıplara bağlanmış durumdalar.

Gerçekle yüzleşmektense kafamızı kuma gömeriz. Kurtarıcı bekleriz, ama çarmıha kendimiz çıkmak istemeyiz.

İç dünyanızı değiştirirseniz, dış yaşamınızı da değiştirmeye hazır olmanız gerektiğini anlamalısınız. Eski kimliğiniz, yeni filizin üstünde yeşereceği toprak haline gelmelidir.

Uyanışın birinci adımı, kendimizi maske ile tanımlandığımızı fark etmektir. İçimizdeki bir şey bu gerçeği duymalı ve uykusundan uyanmalıdır.

Sanal dünyamız ve yalan hayatlarımız dikkatimizi dağıtıyor, bizi eğlendiriyor, bizi sürekli yapmakla, tüketmekle, açgözlülükle meşgul ediyor ve Şifa dan uzaklaşıyoruz.

​Özünüz, kısıtlı benlik yapısı ile özdeşleşerek köleleştirildi.

Egosal akılla tanımlanmak hastalıktır, çaresi şifadır ve şifa uyanıştır.

Kaynak: pleiades.com.tr / Ş.Tolga Kuralay

Videolar

isilortak.pleiades.com.tr sitesinde yayınlanan eğitim, aktivasyon, paylaşım, uygulama veya makalelerin hiçbiri hekiminizin size tavsiye ettiği tıbbi teşhis, tedavi veya bakımın yerine geçmez.

isilortak.pleiades.com.tr hastalık teşhisinde ve tedavide bulunmaz, ilaç tavsiye etmez veya hekiminizin tedavisine müdahale etmez. Hekiminizin önerdiği ilaçları kullanıyorsanız tavsiyelere uymalısınız.

Sitemizdeki tüm uygulamalar hiçbir şekilde tedavi ve teşhis amaçlı değildir.Hiçbir şekilde hastalıklar için garanti verilemez.

Sitemizdeki tüm faaliyetler farkındalık, idrak ve anlayışın gelişmesi ve insanın kendi öz varlığını keşfetmesi amaçlıdır.

2019-03-20T11:33:04+03:00