Bilincin frekansı -İyileşme – Uyanış

Frekans Nedir?

Evrenin aslı, salt ve som bir enerji okyanusudur. Okyanus ise sonsuz biçim ve şekillerde, dalgalanmaları kendi bünyesinde barındırır.

Bu dalgaların izlediği yol “FREKANS” ismini alır. Frekanslar saniyede belirli periyotlarda titreşerek belirli “BİLGİ” kalıpları oluştururlar. Frekanslar bilgi kodlarını taşıyan dalga boylarıdır. Her dalga diğer dalgalarla iletişim içindedir. Sonsuz türde bilgi, farklı kombinasyonlar da birleşerek farklı frekansları oluştururlar.

Yani bilgi kodları farklı kombinasyonlarda bir araya gelerek yeni bilgi kodları oluştururlar ve bu durum evrende sonsuz bir şekilde tekrarlanır.

Evrende algılanan ve algılanmayan her “ŞEY” bu frekansların titreşimsel hareketlerinden meydana gelir. Galaksiler, gezegenler, canlılar, bedenlerimiz ve bilinçlerimiz aynı enerji okyanusunun farklı formlarda, farklı titreşimlerde kendini ifade etmesidir diyebiliriz.

​Nasıl ki bir okyanusun dalgaları, okyanustan ayrı değilse ve okyanusla derinden, özde bağlantılı ise aynı zamanda tüm dalgalarda birbirleri ile bağlantıdadır. Bu okyanusa Kuantum fiziğinde “BİRLEŞİK ALAN” adı verilir. Tüm zeka, irade ve yönetim tek bir “BİRLEŞİK ALAN” dan ortaya çıkar ve farklı formlarda yani frekanslarda kendini gösterir.

Şimdilik konumuzu dünya ve insan anatomisi üzerinde yoğunlaştıracağız. Dünya nedir? İnsan anatomisinin dünya ile gizemli bağlantısı ve yaşadığımız hayatta karşımıza sorun olarak çıkan fiziksel, duygusal ve zihinsel engellerin neden olduğu ve bunları nasıl aşabileceğimiz konuları üzerinde duracağız.

Dünya Nedir?

Dünyamız aslı itibari ile çok boyutlu titreşimsel (Frekans) yapıdır. Aslı frekans yapı olan dünyamızı beş duyu algımızla algılarız. Algıladığımız titreşimlerin bedenimizde işlendikten sonra beynimizde oluşturulan görüntüye “DÜNYA” ismini veririz.

Dünyamızı sınırlı algılarımız ile algıladığımız kadarıyla değerlendirir ve yine algıladıklarımıza “MADDE” ismi veririz. Bu durumda algıladığımız tamamı ile “DÜNYA” değil, dünyanın belirli titreşimlerinin beynimizdeki yansımasıdır.

Bu yansımalara toprak, su, ateş, hava, eşya, insan, hayvan vs. isimler vererek biz insanlar arasında iletişim kurarız ve kendimizi sosyal olarak ifade ederiz.

Algımızın dışında kalan titreşimleri ise algı ötesi olarak değerlendiririz. Mesela atomlar, kızıl ötesi ve mor ötesi ışınlar gibi birçok dalga boyunu algılayamayız.

Ancak teknolojik cihazlar vasıtası ile bunların bir kısmını tespit edebilir ve işlevlerini anlayabiliriz. Ancak bu tespitlerin ötesinde henüz keşfedilmemiş birçok dalga boyu da mevcut olup, nitelikleri bilinmemektedir.

​Bilim dünyası birçok teori ve varsayımda bulunsa bile pratik olarak test edilemeyen birçok yapıda mevcuttur.

Bedenimizde algılayabildiğimiz kadarıyla, belirli bir sistemde çalışan ve dünya titreşimi ile uyumlu olan bir canlı metabolizmadır.

Ancak burada bahsedilen “DÜNYA” algıladığımız değil, algıladığımız ve algılayamadığımız frekansların bütün hali olan “DÜNYA”dır.

Bedenimiz sinir sistemi ismi verilen ve tüm bedeni ağ gibi saran bir örüntüsel sistemle dünyadan yayılan frekansları işler ve tüm beden sisteminin bu uyumu devam ettirerek yaşamını sürdürmesini sağlar.

Algıladığımız dünyayı ise şekillendirmeye çocukluk çağlarında başlarız. İlk önce duyularımızı ve onları kullanmayı öğreniriz. Daha sonra fiziksel bedenimizi kullanmayı ve hayatta kalmayı öğreniriz.

Bedenimizin temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağımızı öğreniriz. Bununla beraber algıladığımız dünyanın, toplum tarafından nasıl yönetildiğini, ahlak kurallarını, doğru ve yanlış davranışları ve sosyal iletişimin nasıl olacağını öğreniriz.

Dini, sosyal ve kültürel olarak bize sunulan bilgileri değerlendirir, sorgular ve kendimize bir kişilik, karakter seçeriz veya tam tersine sorgulamaz, araştırmaz olduğu gibi kabul ederek hayatımızı sürdürürüz.

Yaşamımız bize sunulan bilgilerin zihnimizde harmanlanarak ortaya koyduğu bir düzene uyarak devam eder.

Değer yargılarımız duygularımızı, şartlanmalarımızı ve eylemlerimizi belirler.

​Yetişkin yaşlara geldiğimizde ise tüm bu saydıklarımızın toplamı olan “BEN” dediğimiz kişiliğimizi oluşturmuş ve toplumda insanlar arasındaki yerimizi almış oluruz.

Genelde bir çoğumuz bize sunulan dünyayı olduğu gibi kabul eder ve mekanik bir hayat yaşamaya başlar. Ancak her mekanik hayat doğduğumuz kültürün kendi düşünsel ve kolektif zihin yapısına göre değişkenlik gösterir.

Korkularımız, ilişkilerimiz, duygularımız ve sorunlarımız ise bu yapıya göre farklılıklar gösterse de genelde aynı köke dayanır. Bu kök ise kendimizi “OLDUĞUMUZ” gibi değil “OLMAMIZ” istenilen gibi ifade etmeye çalışmamızdan kaynaklanır.

Bir çoğumuz “OLDUĞUMUZ” değil “OLMAMIZ” istenilen insan olduğumuza inanır ve kişilik yapımızı, duygularımızı, anlayışımızı, inançlarımızı “OLMADIĞIMIZ” ama “OLDUĞUMUZU” sandığımız insan karakteri üzerine inşa ederiz.

Değer yargılarımızı kendimiz sanır, sahiplenme, hakimiyet kurma ve yönetme, hırs gibi duyguların etkisi altında kaybetme korkusunun verdiği dürtü ile “BİLİNÇDIŞI” olan ama “BİLİNÇLİ” sanılan bir hayat yaşarız.

Peki bunlar olurken aslında iç dünyamızda neler oluyor?

Çocukluktan başlayarak toplumsal ve kolektif bilgilerle kodlanan bilinçlerimiz daha alt planda belirli bir frekansa yani bilgiye kodlanmış olur. Kişilik yapısının gelişmesi ile beraber kodlanan bilincimiz belli bir dalga boyunda titreşir.

Yememiz, içmemiz, duygularımız ve düşüncelerimiz bu kodlanan bilgilerinin meydana getirdiği frekansı tüm bedenimize iletir. Bedenimiz ise dünya ve dünyanın titreşimi ile her an rezonanstadır.

​Ancak bu rezonans, duygu ve düşüncelerimizin ürettiği frekans yapısına göre şekillendiğinden bağlantımızda uyum sorunları yaşanır. “OLMADIĞIMIZ” ancak “OLDUĞUMUZU” sandığımız  “KİŞİLİK” aslında karmaşık bir “BİLGİ” dir. “BİLGİ” ise Frekanstır. Bu frekansın dünya frekansı ile uyumsuzluğu hayatımıza sorunlar olarak yansır.

Buradan anlaşılmaktadır ki tüm sorunlarımızın kaynağı “BİLİNCİMİZİN” kendi doğal titreşiminden saparak “KİŞİLİK” programında kendini yapılandırmasıdır.

Sınırlı bir benlik altında kendini tanımlayan “BİLİNÇ” sınırlanmadan dolayı dünyanın uyumlu frekanslarını almakta ve işlemekte de sınırlanmış olur. Bu durum karşımıza fiziksel, zihinsel ve ruhsal problemler olarak ortaya çıkar.

Bu problemleri çözebilmek için ise “KENDİMİZİ” keşfetmekten geçmektedir. Eğer “BİLİNCİMİZ”, “KİŞİLİK” rüyasından uyanabilirse tekrar “DÜNYA” ya bağlanabilecek ve “ÖZ” bilgiye ulaşarak “KENDİNİ” yeniden yapılandırabilecektir.

Peki “ÖZ” bilgiye nasıl ulaşacağız ve nasıl kendimizi yeniden yapılandıracağız?

Tabi ki bu şu anda hiçbirimize kolay gibi görünmüyor olabilir. Ancak yine de çözümsüz bir problem olmadığını da bilmemiz gerekir.

Dünyamız her geçen gün kendi frekans yapısını değiştirmektedir. Son yıllarda dünya manyetik alanının hızla değiştiği de tespit edilen bilimsel sonuçlardır.

​Dünya manyetik alanının değişmesi ise değişmeyen “KİŞİLİK” duvarımız için zorlayıcı bir faktör olmakta ve İnsan Anatomisinde zorlanmalar baş göstermektedir. Geçmiş yıllarda süregelen sorunlar için birçok alternatif teknik ve yöntem geliştirilmiş olup olumlu sonuçlar alınabilmekteydi.

Geçmiş zamanlarda dünyamızın frekansı belirli periyodlarda sabit olarak seyrini sürdürmekteydi, insan beden frekansının dünya genel frekansından düşük veya yüksek seyretmesi ise zihinsel, ruhsal ve fiziksel sorunlara yol açtığından, dünyanın frekansı ile bağlantıda olan diğer “ŞİFACI” insanların uyguladıkları tedavi yöntemleri ile olumlu sonuçlar verebilmekteydi.

Ancak dünyanın bugünkü sürekli ivme kaydeden frekansına uyumlanmak geçmiş yıllara göre daha zor olmaktadır. Bunun nedeni dünya frekansının sabit olmaktan çok, her an değişken bir yapıda seyretmesi ve giderek frekansın yükselmesidir.

Frekansın yükselmesi demek aynı zamanda dünyanın “BİLGİ” bombardımanı altında olması demektir.

Aya gitmeniz mümkün olduğunda ayda bedeninize uygun kıyafetler giymek zorunda kalırsınız. Bu kıyafetler ayın yapısına ve manyetik alanına uyumlu kıyafetler olmalıdır.

Aksi taktirde gerekli oksijen ihtiyacınız karşılanamaz ve bununla beraber beden sisteminiz bir çöküş yaşayabilir. İşte aynı durum dünyamızda da geçerlidir.

​Bedenlerimizde dünyaya uyumlu bir astronot elbisesi gibidir. Dünya ile uyumlu işleyen bir kıyafetimiz yoksa ve her an değişen dünya frekans şartlarına yabancı bir kıyafetimiz varsa ayda yaşayabileceğimiz sorunu dünyada da yaşamamız işten bile değildir.

İçinde bulunduğumuz çağda değişen dünya şartlarına göre kendimizi ve bilincimizi uyumlu hale getiremediğimiz taktirde birçok sorunla karşılaşacağımızda aşikar olarak kendini göstermektedir.

Bedenimizi ve bilincimizi, işleyen sistemleri ve sorunlarımızı keşfetmemiz bu açıdan önemlidir. Bedenimiz çok boyutlu bir frekans yani bilgi dönüştürücüdür. Bedenimizdeki “BİLGİ” dönüştürücü sinirsel “NÖRONLARIN” aktive olarak “DÜNYA FREKANSINA” uyumlanması “BİLİNCİN UYANMASI”dır.

Kaynak: pleiades.com.tr / Ş.Tolga Kuralay

Videolar

isilortak.pleiades.com.tr sitesinde yayınlanan eğitim, aktivasyon, paylaşım, uygulama veya makalelerin hiçbiri hekiminizin size tavsiye ettiği tıbbi teşhis, tedavi veya bakımın yerine geçmez.

isilortak.pleiades.com.tr hastalık teşhisinde ve tedavide bulunmaz, ilaç tavsiye etmez veya hekiminizin tedavisine müdahale etmez. Hekiminizin önerdiği ilaçları kullanıyorsanız tavsiyelere uymalısınız.

Sitemizdeki tüm uygulamalar hiçbir şekilde tedavi ve teşhis amaçlı değildir.Hiçbir şekilde hastalıklar için garanti verilemez.

Sitemizdeki tüm faaliyetler farkındalık, idrak ve anlayışın gelişmesi ve insanın kendi öz varlığını keşfetmesi amaçlıdır.

2019-03-20T11:28:49+03:00